Moda Haber Detayı
Nasıl başladınız bu işe? Aslında moda tasarımı okudum. 8-9 sene önce Akademi İstanbul’a gittim, orada Mehmet Kabaş’tan takı tasarımı kursu aldım. O beni yönlendirdi. Arkasından Kapalıçarşı’ya gittim, bu işin mutfağını görmem gerektiğini anladım çünkü. Şimdiki ortağım Levon Çetin’in atölyesinde öğreneyim dedim. İşte kafama vura vura öğrettiler (gülüyor). Tasarımı öğreniyorsunuz okulda ama iş tasarım yapmakla bitmiyor. O tasarımın hayata geçebilirliği önemli. Üretim aşamasına katılmasanız bile nasıl yapıldığını işin mutfağında görüyorsunuz. Bir de pırlanta ile çalıştığım için, pırlanta öğren öğren bitmiyor. Yılda kaç koleksiyon tasarlıyorsunuz? Koleksiyon hazırlamanın haricinde kişiye özel tasarımlar yapmaya çalışıyoruz. Hazır koleksiyonumun haricinde, mesela bir müşterimin bir zümrüt dizisi var ama ne yapacağına karar vermemiş ya da eskiden takılmış mücevherleri var ama artık demode, onları değiştirmek isteyen, sadece kendine özel bir şey yaptırmak isteyen çıkıyor. En çok zevk aldığım da bu, çünkü tasarım aşamasından itibaren kişiyle kontak halindesiniz. Rengi nedir, hangi taş ona iyi gider öğretiyorsun bir yandan... Mesela pembe kuartz, aşka ihtiyacı varsa ve onu kalbinin üstünde taşırsa iyi gelir... Bazı taşlar deliliğe iyi geliyor. O zaman delilere kullanmışlar, hafif çatlaklarda böyle bir şey hoş olabiliyor (gülüyor). Mesela ben büyük yüzük takmayı seviyorum ama başkası sevmeyebilir. Tabii bugüne kadar hiç alışık olmadığı bir şeyi anlatıp ona taktırabilirsiniz. Mücevher ucuz bir şey değil. Pahalı bir şey yapıyorsanız, o size has olmalı. Bir yere gittiğinizde üç kişide aynısı varsa, ben kendim sevmem açıkçası. Bütün tasarımlarınız tek mi peki? Çoğu. Hani çok beğenilen bir tasarımı ona uygun taşım varsa yapıyorum bir tane daha. Ama mümkün olduğunca aynı olmamasına dikkat ediyorum. Kişiye özel olması dışında markanızın başka hangi özelliği öne çıkıyor? Alışık olmadığınız materyallerin kullanılmasını sayabiliriz. Heykel gibi işlenmiş taşlar oluyor ya da kesimi farklı oluyor. Balık derileri var mesela... Herkese yeni bir şey buluyorum. Bütün fuarlara katıldığım için bulmak zor olmuyor. Ayrıca eskiden çok seyahat ettim, aklımda öyle bir şey yokken hep taş toplamışım. Bunların içinde kıymetli olan da var, denizden topladıklarım da var mesela. Çok yüksek taş kalitesi kullanıyorum, piyasavari iş yapmamaya çalışıyorum. Zevk de önemli. Herkes takı yapıyor ama biz mücevher yapıyoruz. Takı tasarımına ilgiyi neye bağlıyorsunuz? Bir ara neden herkes kafe açtıysa o yüzden moda oldu. Zevkli bir iş. Evde yapılması en kolay şeylerden biri, tabii boncuk dizmekten bahsediyorum. Evde oturayım da yeni bir şey çıkartayım, onları işleyeyim demek zor. Mücevheri evde yapmak mümkün değil zaten. Tasarım ve bitim aşamasında insanları çağırıyorum atölyeye, o zaman çok daha kıymetli oluyor. O yüzüğü sabunlayıp kenara bırakmak zor geliyor çünkü verilen emeği görüyorsunuz. Marka olmanın koşulu sizce nedir? Önce özgün olmak. Asırlardan beri mücevher yapılıyor, bir yerde çakışıyorsunuz ister istemez. Tabii ki bir şeylerden esinlenirsin ama kataloğu açıp birini sağa birini sola çevirmekle esinlenilmiyor. Ben ‘unique’ (biricik) parçalar yaratmakla yakalıyorum özgünlüğü. Mesela Gladyatör filmini seyretmiştim, oradan üç parça yüzük çıktı. Bazen taşa âşık oluyorsun, çok güzel şeyler çıkıyor. Satmaya kıyamadığınız parçalar oldu mu? O işin en kötü tarafı. Bu benim diyorsun, sonra elinden gidiyor. Bunu iş olarak yaptığın için çok beğenen birine hayır diyemiyorsun. Ama bir tane taş var, onu yüzük haline getirmedim, biliyorum çok güzel olacak, hafif bir kıskançlık var bende kalır mı diye. Burası klasik showroomlara da benzemiyor... Mağazacılıkla hiç alâkam yok. O çok başka bir şey. Seri üretim gerektiriyor, herkesin zevkine göre birçok şey yapacaksınız. Sonra büyük bir yatırım ister Abdi İpekçi Caddesi’nde mağaza açmak. Bir de kişiye özel tasarım yaptığım için buraya geldiğinde kendini rahat hissetmeli müşterim, oturup biraz sohbet etmeli. Mücevher çok kıymetli bir şey, on dakikada al çık gibi bir şey bana rahat gelmiyor. Siren’in boynu çok hoş; tasma ona yakışıyor MüŞterİ yelpazem çok geniş. Ebru Mengenecioğlu, Türkân Sabancı, Siren Ertan, Hatice Aslan, Dr. Hilal Mocan... Farklı meslek gruplarından insanlar var. Türkân Hanım muhteşem bir kadın. Bu kadar ince zevki olduğunu müşterim olduktan sonra öğrendim. Ona çok hoş bir küpe tasarladık, başkasında olmayan. Ametis taşları vardı. Yeniliğe açık, anlattığınızı görebiliyor. Çünkü siz çizseniz de herkes onu üç boyutlu hayal edemeyebiliyor. O bakımdan rahattır onunla çalışmak. Çok da meraklı taşlara. Her tür aksesuvarı güzel taşır. Siren’in küçücük elleri var, ilk büyük yüzüğünü ben verdim. Boynu da benim gördüğüm en hoş boyunlardan biridir, o yüzden ona çopur (tasma) çok yakışıyor. Ona mümkün olduğunca dar kolyeler yapıyoruz. Mücevheri muhteşem taşıyan bir kadın. Pırlantayı çok seviyor. Zümrüt renginden hoşlanıyor. Ne taksa yakışıyor zaten
|
Üye Girişi
Marka Haberleri
En Çok Okunanlar
Gözden Kaçanlar
Anket
| spor ayakkabıda tercih ettiğiniz marka |
| Adidas | |
| Puma | |
| Nike | |
| Diadora | |
| Kinetix | |
| Jump | |
| Kappa | |
| Lescon | |
| Reebok | |
| Umbro |
